13 Ekim 2013 Pazar

Mevlana'nın Mesnevisinden Nohut Hikayesi



Acılarla pişmek 

İnsan hayatı basit bir tarife göre; kahkaha ve gözyaşının karışımıdır. 
Ancak bu karışım dengeli değil; gözyaşının, kederin çok; kahkahanın, neşenin de
az miktarıyla oluşmuştur.

Hayata ağlayarak başlayan insanoğlu küçük büyük birçok sıkıntıyla yaşamını sürdürür.

İnsan hep sıkıntılar içinde sevincin ve huzurun peşinden koşar.

Özellikle hayat şartlarının ağırlaştığı günümüzde bu sıkıntılar, stresler daha da artmış,
acılar, dertler, üzüntüler, tasalar hayatımızda daha fazla yer almaya başlamıştır.

Mevlâna bu durumu bir talihsizlik olarak görmeyip aksine her derdin insan için, iç dünyasında derinleşmesi, zenginlik kazanması için bir fırsat olarak belirtir.
Canlı cansız bütün varlıkların bir şekilde Allah'a ulaşabileceğini anlatır; yiyecekler de eserlerinde bu şekilde anlatılır. Bunun en güzel örneği olan nohut hikayesi mesnevide aşağıdaki şekilde verilmektedir:
(İnanan kişinin belalara uğrayınca çırpınarak kaçması, sabretmemesi, tencerede kaynayan nohudun ve bakla gibi yenecek şeylerin sıçrayıp tencereden çıkmaya savaşmalarına benzetilir)

Hikâye şöyledir: 

Evin hanımı nohut pişirecektir. Nohut tencerede kaynamaya başlayınca, sıçramaya,
tencereden kaçmaya başlar. Evin hanımına:

“Neden beni ateşe atıp, kaynatıyorsun…
Mademki para verip satın aldın, şimdi neden beni bu hallere uğratıyorsun” der.

Yemeği pişiren hanım da nohuda kaşıkla vurup der ki;
“Yok, güzelce kayna, sakın tencereden kaçmaya kalkma. Seni sevmediğimden veya
senden hoşlanmadığımdan kaynatmıyorum. Bir lezzet kazan, tatlan, güzel bir yemek ol.
Bizim canımıza karış diye kaynatıyorum. Bu ateş sana eziyet etmek için değil. Çünkü
ateş görmemiş, ham kalmış, kaynamamış şeyler lezzetsiz olur” der.

Nohut, bu sözleri duyunca,

“Mademki böyle hanımcığım, güzel güzel kaynarım, sen artık kepçeyle vursan da kaçmam” der.
Hikâyeciğin sonunda Mevlâna;

“İnsan da beden tenceresinde, kızgın ateşte kaynayan nohut gibi acılarla, dertlerle, kederle pişer, olgunlaşır.

Allah(cc)’ın rahmeti, kahrından fazladır.
Bu yüzden de insanı belâlara uğratması, dert vermesi onun lutfundandır, rahmetindendir” der.

(Mesnevî, III/4159–4189) 

2 yorum: